Aşağı yerleşimi plasenta (Low-lying placenta)

PLASENTA PREVİA (BEBEĞİN EŞİNİN ÖNDE OLMASI)
PLASENTANIN ÖNDE, RAHİM AĞZINDA OLMASI
Plasentanın bebeğin doğum yolu üzerine rahim ağzına yerleşmesine plasenta previa denir. Normalde plasenta rahim ağzı üzerinde bulunmaz, rahmin yanlarında veya yukarıda fundusta bulunur. Plasentanın yeri ultrason muayenesinde net olarak gözlenebilmektedir. Plasenta previa tanısı ultrason ile konur. Yaklaşık 300 gebelikte bir oranında görülür.

Plasenta serviksi (rahim ağzını) tamamen veya kısmen kapatabilir veya sadece servikse yakın bulunabilir, buna göre 4 tipi vardır:
– Plasenta previa totalis: Plasenta internal servikal osu tamamen kapatmıştır. En sık görülen tip budur (%40).
– Parsiyel plasenta previa: Plasenta serviksin internal osunu kısmen kapatmıştır.
– Marjinal plasenta previa: Plasenta serviks internal osun kenarında yerleşmiştir, kanalı kapatmamıştır ancak yine de kanamaya neden olabilir.
– Aşağı yerleşimi plasenta (Low-lying placenta): Plasenta alt uterin segmente uzanmıştır ancak servikal osun üzerinde veya sınırında değildir.

plasenta previa
Resmi büyütmek için üzerine tıklayın

Kimlerde daha sık görülür? Risk faktörleri?
– İleri anne yaşı
– Multiparite
– Sigara
– Çoğul gebelik (ikiz, üçüz) olması
– Daha önce küretaj geçirmiş olmak
– Daha önce sezaryen geçirmiş olmak
– Daha önce rahim ameliyatı geçirmiş olmak
– Daha önceden plasenta previalı gebelik geçirmek
– Erkek fetuslarda daha sık görülmektedir
– Yüksek rakımda yaşayanlarda daha sık görüldüğünü bildiren araştırmalar vardır. (Oksijen azlığından dolayı plasenta kompase etmek için yüzey alanını genişletiyor.)

İlk bulgusu lekelenme tarzında açık kırmızı vaginal kanamadır. Bu kanama şiddetli de olabilir. Kanama sırasında rahimde kasılma olmaması ve hastanın ağrı hissetmemesi plasenta previa için karakteristik bulgulardır. Ancak bazen beraberinde doğum sancısı şeklinde ağrılar görülür.

Bazı durumda plasenta previa plasentanın erken ayrılmasına neden olur.

Plasenta previa kanaması bebek olgunlaşmadan önce meydana gelmişse ve kanama miktarı azsa bebeğin olgunlaşmasına izin verilir. Annenin fiziksel aktivitesi de plasentadan kanamayı başlatabilmektedir. Bu nedenle hastanın fiziksel aktivitesi kısıtlanarak yatak istirahatine alınır.

Cinsel ilişki de kanamayı başlatabileceğinden plasenta previalı hastalarda yasaklanır. Takipler sırasında bebek olgunlaşması tamamlandığında veya vaginal kanama ciddi boyutlara ulaştığında doğuma karar verilir.

Kanama anne hayatını ve bebeği tehdit edecek kadar çoksa sezaryen ile acil doğum kaçınılmazdır. Yine gebeliğin miadında olduğu kanamalarda beklemek gerekmez ve doğum gerçekleştirilir. Doğum çoğunlukla sezaryenle olmaktaysa da nadiren plesentanın rahim ağzını fazla kapatmadığı durumlarda ve az kanama olan durumlarda normal doğum da olabilmektedir.

VAZA PREVİA
Plasentadan bebeğe uzanan kordon damarları normalde amnios sıvısının içinden geçerler. Vasa previa durumunda ise damarlar amnios zarı üzerinde dallanma gösterirler. Bu dallanma genelde serviks hizasında olur. Üzerlerinde koruyucu Wharton jeli tabakası olmayan bu damarlar kese açıldığında kolaylıkla yırtılıp kanamaya neden olurlar. Kaybedilen kan fetusun kanı olduğundan fetal distres gelişimine ve kısa zamanda bebeğin ölmesine neden olabilir. Kanama olmasa bile bu damarlar basıya duyarlı olduklarından sıklıkla fetal distrese neden olurlar. Kanama ya da fetal distres olduğunda acil sezaryen gerekir.
Vaza previa IVF (tüp bebek) gebeliklerinde daha sık görülür.

Annede Rh alloimmunizasyonuna neden olabilecek durumlar

KAN UYUŞMAZLIĞI (Rh/rh UYGUNSUZLUĞU)
Kan uyuşmazlığı nedir?
Anne kan grubunun Rh (-) negatif , babanın ise Rh (+) pozitif olması durumuna Rh uygunsuzluğu (kan uyuşmazlığı) denir. Bu çiftlerde bebek Rh (+) ya da Rh (-) olabilir, bebek Rh (-) ise bir problem olmaz fakat bebek Rh (+) ise kan uyuşmazlığı Rh immunizasyonuna (etkileşmeye) ve bazı sorunlara yol açabilir. Rh uygunsuzluğu yani kan uyuşmazlığı ile rh immunizasyonu farklı şeylerdir, karıştırılmaması gerekir. Rh immunizasyonu yani etkileşme her kan uyuşmazlığı olan gebelikte olmaz.

Anne kan grubunun Rh negatif, babanın ise Rh pozitif olması dışındaki hiçbir durumda kan uyuşmazlığı olamaz.

Rh uygunsuzluğu varlığında eğer bebek pozitif ise gebelik ya da doğum esnasında anne kanı ile bebeğin kanı temas eder ve anne kanına bebek kanındaki eritrositler (kırmızı kan hücreleri) geçer. Bu eritrositler üzerinde bebeğe ait Rh antijenleri vardır. Anne buna anti Rh antikoru üreterek cevap verir. Bu gebelikteki bebek bir zarar görmez ancak bir sonraki gebelikte bebek eğer Rh (+) olur ise anne kanındaki bu ilk gebelikte oluşmuş anti Rh antikorlar bebeğe geçer ve bebeğin kanında eritrositlerin parçalanmasına ve bebekte kansızlığa (anemi) neden olur.

rh uygunsuzluğu, kan uyuşmazlığı
Resmi büyütmek için üzerine tıklayın

Doğum ve gebelikte oluşabilecek aşağıdaki durumlar bebek kanının anneye geçmesine ve annenin bunlara karşı antikor oluşmasına sebep olabilir. Bu durumlar:
Düşük, kürtaj, dış gebelik, amniosentez, CVS, kordosentez gibi girişimler yapılmasıdır.
Bu durumlarda da annenin etkilenmesini önlemek amacıyla 72 saat içerisinde Anti-D iğnesi yapılmalıdır. Bu iğne genellikle kalçadan kas içerisine (intramuskuler) yapılır. İğnenin 72 saat içerisinde yapılması önerilmekle beraber 14-28 gün içerisinde yapılabileceği bildirilmektedir.

Kan uyuşmazlığı (Rh/rh uygunsuzluğu) olan hastalarda ilk kontrolde indirekt coombs testi (İCT)’nin negatifliği halinde düşük ihtimalle olsa da antenatal dönemde Rh izoimmunizasyonu gelişme olasılığı nedeniyle, 20. haftadan itibaren dörder haftalık aralıklarla İCT tekrarlanmalıdır. İCT’i negatif olan gebelere, öncelikle 28. haftada 300 mikrogram anti-D gamma globulin (halk arasında kan uyuşmazlık iğnesi denir) ile proflaksi yapılmalıdır. Bu dönemde proflaksi uygulanmasının amacı doğuma kadarki 12 haftalık süre boyunca oluşabilecek fetustan-anneye kanamaları karşılayabilmektir. İmmunize olmamış bir gebede proflaksi için en önemli dönem doğumdur. Doğumu takiben bebeğin kordon kanından direkt coombs testi (DCT) ve bebek kan grubu çalışılmalıdır. DCT’nin negatif ve bebek kan grubunun Rh(+) olması halinde anti-D immunglobulin (anneye yapılan kan uyuşmazlığı iğnesi) tekrarlanmalıdır. Doğumdan sonra bebeğin kan grubu pozitif ise ilk 72 saat içinde yeniden anti-D globulin iğnesi yapılmalıdır. Bu annede antikorların oluşmasını engelleyerek bir sonraki gebeliğin bu antikorlar tarafından etkilenmesini engeller. Rh uygunsuzluğunda ilk gebelikte bir sorun oluşmaz.

Kan uyuşmazlığında eğer bebek etkilenmiş ise anneden geçen anti-Rh antikorlar bebeğin kan hücrelerinin parçalanmasına ve çökelmesine neden olur. Bu durumda bebekte kansızlık yani anemi görülür. Buna bağlı olarak ultrasonda bebekte hidrops fetalis adı verilen durum tespit edilir. Bebekteki anemi sonucu kalp yetmezliği ve vücut boşluklarında biriken sıvı hidrops tablosunun nedenidir. Hastalığın şiddetine ve yok edilen kan hücrelerinin miktarına bağlı olarak bebekte anne karnında ölüm dahi görülebilir.

ICT testinin pozitifliği durumunda ise titrasyon çalışılmalıdır. 1/16 ve altındaki titrasyonlarda fetus için intrauterin dönemde risk yoktur. Bu durumda 2-4 hafta aralıklarla İCT’ni tekrarlamak yeterli olacaktır. İCT pozitifliği 1/16’nın üzerinde olmadıkça gebeliğe müdahale edilmez. Sadece artık izoimmunizasyon gelişmiş olacağından proflaksi gerekmeyecektir. Titrasyonun 1/16 veya üzerinde olması durumunda etkilenmenin ciddiyetini araştırmak için amniosentez, kordosentez ve USG gibi ileri tetkiklere geçilmelidir. Hastalık ciddi düzeyde ise anne karnında bebek kanını değiştirmek gerekebilir. Amniosentez ile alınan amnion sıvısı optik dansite ölçüm yöntemi ile (DOD450 – biluribin yoğunluğuna bağlı olarak) değerlendirilir ve Liley eğrisi denilen eğride risk grubuna ayrılır. Liley eğrisinde 2. veya 3. zona girenlerde şiddetli etkilenme olmuş demektir ve kan transfüzyonu endikasyonu vardır. Kordosentez ile hemoglobin ölçümü ve bebeğe kan transfüzyonu yapılabilir.

Annede Rh alloimmunizasyonuna neden olabilecek durumlar:
Bu durumlar Rh(-) annenin Rh antikoru oluşturmasına neden olabilecek durumlardır.
– Kan transfüzyonu
– Gebelik veya doğum sırasında Rh (+) bebekten anneye kan hücresi geçmesi
– Kendiliğinden ya da istemli düşük
– Küretaj
– Dış gebelik
– Plasentanın (bebeğin eşi) erken ayrılması
– Anne karnına gelebilecek darbe ve travmalar
– Amniyosentez (Anne karnından bebeğin suyunun alınması)
– CVS (Koryon villus biyopsisi)
– Kordosentez (Bebeğin kordonundan kan alınması)
– Eksternal sefalik versiyon (Ters duran bebeği çevirme işlemi, günümüzde yapılmamaktadır.)

A, B, O kan gruplarına bağlı uyuşmazlık olur mu?
Anne ve bebek arasında A, B, O kan gruplarına bağlı uyuşmazlık da görülebilir. Bütün gebeliklerin yüzde 20’sinde görülen bu uyuşmazlık teorik olarak mümkündür ancak pratikte önemi yoktur çünkü etkilenme çok hafif olur. Bu nedenle pratikte ABO uyuşmazlığı araştırılmaz ve bunu önlemek amacıyla herhangi bir ilaç yapılmaz. Anne 0 grubu, fetus A1 veya B grubu olduğunda bu tür uyuşmazlıktan bahsedilebilir. Bu durumda etkilenmenin ve aneminin pratikte önemsiz derecede hafif olmasının nedenleri: Bu durumda antikorlar çoğunlukla plasentayı geçemeyen IgM yapısındadır, az sayıda IgG yapısında antikor oluşur. ABO antijenleri eritrositlerin yüzeyinde az miktarda bulunur. ABO antijenleri fetustaki tüm dokularda bulunur bu nedenle antikorlar tüm dokulara bağlanır ve eritrositler üzerindeki etki minimal olur.

Anne ve fetus arasında ABO kan gruplarına bağlı uyuşmazlık ve Rh uyuşmazlığı birlikte varsa ABO uyuşmazlığı Rh uyuşmazlığı şiddetinin azalmasını sağlar. Çünkü anneden fetusa geçen ABO antikorları fetusta Rh antijenlerinin kısmen hasara uğramasını sağlar.

Anneanne Teorisi (Grandmother Theory) nedir?
Bu ilginç teorideki duruma göre anneden bebeğe geçen Rh antikorlarının kaynağı bebeğin anneannesidir. Bebek rh (+), anne rh (-), anneanne rh (+)’dir.
Burada anneannenin hamileliği sırasında olan fetomaternal kanama fetusun anti-d antikorlar oluşturmasına neden olmuştur (normaldekinin tersi şekilde). Yani fetus daha anne karnında sensitize olmuştur. Fetus doğumdan sonra erişkin yaşa gelip hamile kaldığında bebeği rh (+) olursa kendisinde daha önceden oluşan anti-d antikorlarını bu sefer kendi bebeğine geçirecektir ve bebekte hastalık meydana gelebilecektir.

GEBELİKTE GÖĞÜSLERDE AĞRI

HAMİLELİKTE MEMEDE AĞRI VE KAŞINTI
GEBELİKTE GÖĞÜSLERDE AĞRI VE KAŞINTI
Hamilelik döneminde anne vücudunda artan östrojen, progesteron ve prolaktin hormonları göğüslerde büyüme, dolgunlaşma, ağırlaşma, gerilme, şişmeye neden olur. Meme uçları büyür ve koyulaşır, koyu kahverengi olur. Meme cildinde gerilmeye bağlı beyaz çatlaklar meydana gelebilir. Meme cildinin altında damarlar belirginleşmeye başlar. Bütün bu değişiklikler gebeliğin daha ilk aylarında başlar.

Memelerde kaşıntı ve çatlaklar:
Kaşıntının ve çatlakma olmasının sebebi memelerin büyümesine bağlı meme cildinde gerilme olmasıdır. Nemlendirici kremler kaşıntıyı ve çatlakları azaltmak için kullanılabilir. Bu çatlaklar hamilelik bittikten sonra bazılarındatamamen yok olurken bazılarında iz kalabilir.

Memelerde ağrı:
Memelerin ağırlaşması, hacim artışı, dolgunlaşması, gerginleşmesi ağrı hissedilmesine (mastalji) neden olabilir. Hafif bir ağrıdır. Gebe sütyenleri kullanmak, sıkı giysilerden kaçınmak işe yarayabilir. Bazı mağazalarda gebe sütyenleri bulunur, bunları kullanmak da faydalı olabilir.

Memede ağrı hamilelik belirtisidir?
Memelerde ağrı ve acı hissetmek genellikle hamileliğin en başında görülen ilk belirtilerden değildir. Genellikle bir kaç ay sonra başlar bu belirtileri hatta bazen son aylara kadar görülmeyebilir. Hamilelik şüphesi varsa meme ile ilgili değişikliklere güvenmemek gerekir ve mutlaka gebelşk testi için doktora başvurmak gerekir. Bunun yanında bazen gebelik dışında başka durumlar veya ilaçlar da memelerde ağrı, acı, hassasiyet gibi belirtilere neden olabilir.

Memelerde şiddetli ağrı, meme ucundan kan veya kırmızı-kahverengi sıvı gelmesi, meme cildinde içe çöküntü, meme cildinde yara, kızarıklık, meme üzerinde sıcaklık hissi gibi durumlar doktora başvurmayı gerektir.